Ticari hayatın ve sosyal ilişkilerin doğası gereği, kişiler veya kurumlar arasında para, mal veya hizmet alışverişinden kaynaklanan borç ilişkileri kurulur. Ancak, borcun vadesi geldiğinde ödenmemesi, taahhüt edilen hizmetin yerine getirilmemesi veya haksız bir fiil nedeniyle zarara uğranılması durumunda, alacaklı tarafın hakkını devlet gücüyle (yargı yoluyla) talep etmesi gerekir. Türk hukuk sisteminde bu talebin genel adı “Alacak Davası”dır.
Alacak davası, tek bir kanun maddesine dayanan basit bir süreç değildir. Türk Borçlar Kanunu (TBK), Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) üçgeninde şekillenen; içinde “İtirazın İptali”, “Menfi Tespit”, “Sebepsiz Zenginleşme” gibi alt türleri barındıran kompleks bir yapıdır.
1. Alacak Davasının Hukuki Dayanakları
Bir alacak davası açabilmek için öncelikle “borç kaynağının” doğru tespit edilmesi gerekir. Hukukumuzda borç ilişkisi doğuran üç temel kaynak vardır ve davanızın türü buna göre belirlenir:
A. Sözleşmeden Doğan Alacaklar (Akdi Sorumluluk)
En sık karşılaşılan türdür. Taraflar arasında yazılı veya sözlü bir anlaşma vardır. Örneğin; borç para verme, mal satışı, kira sözleşmesi, eser sözleşmesi (inşaat/tadilat) veya hizmet sözleşmesi. Alacaklı, “Ben üzerime düşeni yaptım (malı verdim/parayı verdim), ama karşı taraf ödemeyi yapmadı” diyerek TBK m. 112 ve devamı hükümlerine göre dava açar.
B. Haksız Fiilden Doğan Alacaklar (Tazminat)
Taraflar arasında önceden bir sözleşme yoktur; ancak bir tarafın kusurlu eylemi diğer tarafa zarar vermiştir. Örneğin; trafik kazası sonucu oluşan maddi hasar, birinin evinizin camını kırması veya size hakaret etmesi. Burada alacaklı, uğradığı “maddi ve manevi zararın” tazmini için TBK m. 49 kapsamında alacak davası açar.
C. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Alacaklar
Haklı bir sebep olmaksızın, bir tarafın malvarlığının diğer taraf aleyhine artmasıdır. Örneğin; bankanın parayı yanlışlıkla başkasının hesabına yatırması veya geçersiz bir sözleşme (örneğin tapuda yapılmayan ev satışı) nedeniyle ödenen paranın geri istenmesi. Dayanak TBK m. 77’dir.
2. Dava Şartı Olarak “Zorunlu Arabuluculuk” (2025 Güncellemesi)
Alacak davalarında yapılan en büyük usul hatası, doğrudan mahkemeye dava açmaktır. Türk yargı sisteminde yapılan reformlarla, belirli alacak türlerinde dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu hale getirilmiştir. Eğer bu şart yerine getirilmeden dava açılırsa, mahkeme dosyayı esastan incelemez, “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddeder.
Hangi Alacaklarda Arabuluculuk Zorunludur?
- Ticari Alacak Davaları: Her iki tarafın da tacir olduğu ve uyuşmazlığın ticari işletmeleriyle ilgili olduğu davalar (TTK m. 5/A). Örneğin, iki şirket arasındaki fatura alacağı.
- İşçi – İşveren Alacakları: Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, maaş alacağı gibi davalar (İş Mahkemeleri Kanunu m. 3).
- Tüketici Alacakları: Belirli bir parasal sınırın üzerindeki (Tüketici Hakem Heyeti sınırını aşan) kredi kartı borçları, ayıplı mal bedel iadesi gibi konularda tüketici mahkemesinde açılacak davalar.
- Kira Alacakları: 1 Eylül 2023 itibarıyla kira alacağı ve tahliye davalarında da arabuluculuk zorunlu hale gelmiştir.
Önemli Not: “Bireysel borç verme” (arkadaşa borç para verme) gibi genel Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanına giren “Adi Alacak” davalarında arabuluculuk zorunlu değildir; doğrudan dava açılabilir. Ancak ihtiyari (isteğe bağlı) arabuluculuk her zaman mümkündür.
3. İspat Yükü ve Deliller: “Senetle İspat” Kuralı
Hukukta altın kural şudur: “Müddei, iddiasını ispatla mükelleftir.” Yani, “Bana borcu var” diyen kişi, bu borcun varlığını kanıtlamak zorundadır. Ancak bu kanıtlama, her istediğiniz delille (örneğin tanıkla) yapılamaz.
A. Senetle İspat Zorunluluğu (Kesin Delil)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 200 uyarınca, belirli bir tutarın üzerindeki hukuki işlemlerin (borç vermenin) yazılı belge (senet) ile ispatlanması zorunludur. Bu parasal sınır her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılır. 2025 yılı için bu sınırın altı çizilmelidir (güncel tutar HMK tarifesinden kontrol edilmelidir, ancak rakam yüksek olduğu için elden verilen küçük borçlar hariç, çoğu alacak bu kapsama girer).
Eğer alacağınız bu sınırın üzerindeyse (örneğin 50.000 TL elden borç verdiyseniz), mahkemede “Şahitlerim var, parayı verdiğimi gördüler” diyemezsiniz. Hakim tanık dinlemez. Mutlaka yazılı bir belge (Senet, sözleşme, banka dekontu, WhatsApp yazışması vb.) sunmanız gerekir.
B. Delil Başlangıcı Kavramı
Elinizde tam bir senet veya sözleşme yoksa ama borç ilişkisini “ima eden” bir belge varsa (örneğin; borçlunun attığı “Tamam haftaya ödeyeceğim” mesajı, imzasız bir not kağıdı, banka dekontundaki açıklama), bu belgeler “Delil Başlangıcı” sayılır. Delil başlangıcı varsa, hakim “tanık dinlenmesine” izin verir. Yani WhatsApp mesajı tek başına borcu ispatlamaz ama tanık dinletmenin kapısını açar.
C. Yemin Delili (Son Çare)
Elinizde ne senet var, ne mesaj var, ne de dekont… Parayı elden nakit verdiniz. Bu durumda tek bir şansınız kalır: “Yemin Teklif Etmek.”
Mahkeme huzurunda borçluya sorarsınız: “Borcun olmadığına dair namusun ve şerefin üzerine yemin eder misin?”
Eğer borçlu “Yemin ederim borcum yok” derse, davayı kaybedersiniz. Eğer yemin etmekten kaçınırsa veya yemin etmezse, borcu kabul etmiş sayılır ve davayı kazanırsınız. Bu çok riskli ama bazen tek kurtuluş yoludur.
4. Alacak Davası Türleri: Hangisini Açmalıyım?
Alacağınızı tahsil etmek için izleyebileceğiniz hukuki yol haritası, elinizdeki belgeye ve borçlunun tavrına göre değişir. Genellikle süreç “İlamsız İcra Takibi” ile başlar.
Adım 1: İlamsız İcra Takibi (Ödeme Emri)
Doğrudan dava açmak yerine, önce İcra Müdürlüğü’ne giderek (elinizde senet/çek olmasa bile) “İlamsız Takip” başlatabilirsiniz. Borçluya ödeme emri gider.
Senaryo A: Borçlu 7 gün içinde itiraz etmezse takip kesinleşir, haciz yapabilirsiniz. (En hızlı yol).
Senaryo B: Borçlu 7 gün içinde “Borcum yoktur” diye itiraz ederse takip durur. İşte asıl “Alacak Davası” süreci burada başlar.
Dava Türü 1: İtirazın İptali Davası (İİK m. 67)
Borçlu icra takibine itiraz edip takibi durdurursa, alacaklının bu itirazı bertaraf etmek için 1 yıl içinde açtığı davadır.
Avantajı: Eğer davayı kazanırsanız, alacağınızı faiziyle alırsınız + Borçlu haksız yere itiraz ettiği için borcun %20’sinden aşağı olmamak üzere “İcra İnkar Tazminatı” ödemeye mahkum edilir.
Dava Türü 2: Tahsil Davası (Alacak Davası)
Hiç icra takibi yapmadan, doğrudan mahkemeye başvurarak açılan klasik davadır. Mahkeme sonunda alınan karar (İlam) ile ilamlı icra takibi yapılır. Bu yolda %20 inkar tazminatı yoktur.
5. “Borcum Yok” Davası: Menfi Tespit (İİK m. 72)
Bazen roller değişir. Alacaklı olduğunu iddia eden kişi icra takibi başlatır, ancak siz borçlu olmadığınızı, borcu ödediğinizi veya senedin sahte olduğunu düşünürsünüz. İcra takibine süresinde itiraz edemediyseniz veya hakkınızda bir takip yokken bile “borçlu olmadığınızı” mahkeme kararıyla belgelemek istiyorsanız, açmanız gereken dava “Menfi Tespit Davası”dır.
Davanın Zamanlaması ve Sonuçları
Menfi tespit davası icra takibinden önce veya sonra açılabilir:
- Takipten Önce Açılırsa: Eğer borçlu, hakkında icra takibi başlamadan bu davayı açar ve mahkemeden “Teminat Karşılığı İhtiyati Tedbir” kararı alırsa; alacaklı sonradan icra takibi yapsa bile takibi durdurabilir.
- Takipten Sonra Açılırsa: Hakkınızda kesinleşmiş bir icra takibi varsa, menfi tespit davası açsanız bile kural olarak icra takibi durmaz. Haciz işlemleri devam eder. Takibin durması için borcun tamamını (dosya kapak hesabını) nakit olarak icra veznesine yatırmanız ve mahkemeden “Para alacaklıya ödenmesin” tedbiri almanız gerekir.
Kötü Niyet Tazminatı (%20)
Menfi tespit davasını kazanırsanız (yani borçlu olmadığınız anlaşılırsa), mahkeme takibi iptal eder. Ayrıca, alacaklının takibi “kötü niyetle” yaptığı (borç olmadığını bildiği halde takip yaptığı) ispatlanırsa, alacaklı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilir.
6. Alacağın Düşmanı: Zamanaşımı Süreleri
Alacak davalarında en büyük risk, “Nasıl olsa hakkım var, seneye dava açarım” diyerek beklemektir. Türk Borçlar Kanunu (TBK), alacak haklarını belirli sürelere bağlamıştır. Bu süreler dolarsa, borçlu “Zamanaşımı Def’i”nde bulunur ve hakim davayı esasa girmeden reddeder.
A. Genel Zamanaşımı: 10 Yıl (TBK m. 146)
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Örneğin; sebepsiz zenginleşme dışındaki genel borç ilişkileri, mahkeme ilamına dayalı alacaklar vb.
B. Kısa Zamanaşımı: 5 Yıl (TBK m. 147) – DİKKAT!
Günlük hayattaki ve ticari hayattaki alacakların büyük çoğunluğu aslında 5 yıllık zamanaşımına tabidir. 5 yılın dolmasıyla hak talep edilemez hale gelen başlıca alacaklar şunlardır:
- Kira Alacakları: Ödenmeyen kiralar geriye dönük sadece 5 yıl istenebilir.
- Dönemsel Edimler: Maaş, ücret, faiz gibi tekrarlayan alacaklar.
- Tüketim Malzemeleri: Yeme-içme bedeli, otel ücreti, lokanta hesabı.
- Eser ve Vekalet Sözleşmeleri: Avukatlık ücreti, doktor ücreti, mühendislik hizmeti, müteahhitlik (küçük onarımlar) hizmet bedelleri.
- Ticari Ortaklık Alacakları: Şirket ortaklarının kar payı vb.
C. Haksız Fiil (Tazminat) Zamanaşımı: 2 Yıl
Trafik kazası, mala zarar verme gibi haksız fiillerden doğan tazminat davalarında süre; zararı ve faili öğrendiğiniz tarihten itibaren 2 yıldır. Her halde olay tarihinden itibaren 10 yıldır.
Önemli Uyarı: Zamanaşımı, hakimin kendiliğinden (resen) dikkate alacağı bir husus değildir. Davalı tarafın “Zamanaşımı doldu” diyerek itiraz etmesi gerekir. İtiraz edilmezse hakim davaya devam eder.
7. Paranın Değerini Korumak: Hangi Faiz İstenecek?
Dava 2-3 yıl sürebilir. Bu sürede paranızın enflasyon karşısında erimemesi için talep edilecek “Faiz Türü” hayati önem taşır. Dava dilekçesinde sadece “Yasal faiziyle tahsili” derseniz büyük zarar edebilirsiniz.
A. Yasal Faiz (Adi İşler İçin)
Taraflar tacir değilse veya iş ticari değilse (örneğin arkadaşınıza borç verdiyseniz), uygulanacak faiz “Yasal Faiz”dir. Oranı kanunla belirlenir (Yıllardır %9 seviyesinde sabit kalmış, dönem dönem güncellenmiştir ancak piyasa faizlerinin çok altındadır).
B. Ticari Temerrüt Faizi / Avans Faizi (Ticari İşler İçin)
Eğer alacak ticari bir işten (fatura, çek, ticari satım) kaynaklanıyorsa, mutlaka “Ticari Temerrüt Faizi (Avans Faizi)” talep edilmelidir.
Bu faiz oranı, Merkez Bankası tarafından her yıl ilan edilir ve piyasa koşullarına daha yakındır (Örneğin %40-%50 bandında olabilir). Eğer dilekçede sehven “yasal faiz” yazarsanız, mahkeme avans faizi vermez, düşük olan yasal faizi verir.
Faiz Başlangıç Tarihi
Faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği de kritiktir:
Kural: Faiz, borçlunun “temerrüde düştüğü” (geciktiği) tarihten başlar.
İhtarname Şartı: Borcun vadesi kesin değilse, dava açmadan önce noterden ihtarname çekip “3 gün içinde öde” demelisiniz. İhtarname çekmezseniz, faiz dava tarihinden itibaren başlar ve geçmiş dönem faizini kaybedersiniz.
8. Davayı Nerede Açmalıyım? (Görev ve Yetki)
Davanın doğru mahkemede ve doğru şehirde açılması, davanın reddedilmemesi için ilk kuraldır.
A. Görevli Mahkeme (Hangi Mahkeme?)
- Asliye Hukuk Mahkemesi: Genel görevli mahkemedir. Ticari veya tüketici işlemi olmayan, işçi alacağı olmayan genel borç davalarına (örneğin elden borç verme) bakar.
- Asliye Ticaret Mahkemesi: Her iki tarafın tacir olduğu ticari davalara bakar.
- Tüketici Mahkemesi: Bir tarafın tüketici, diğer tarafın satıcı/sağlayıcı olduğu davalara bakar.
- İş Mahkemesi: İşçi-işveren alacaklarına bakar.
B. Yetkili Mahkeme
Genel kural, davalının (borçlunun) yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak Para Alacaklarında (Götürülecek Borçlar) alacaklı için büyük bir avantaj vardır.
TBK m. 89 uyarınca para borçları, “alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde” ödenmelidir. Bu nedenle, para alacağı davalarını kendi bulunduğunuz şehirde (Alacaklının yerleşim yerinde) açabilirsiniz. Borçlunun ayağına gitmenize gerek yoktur. (Sözleşmede aksine yetki şartı yoksa).
Bu nedenle;
- Önce delillerinizi (Senet, yazışma, dekont) toplayın.
- Ticari veya iş davası ise mutlaka Arabulucuya başvurun.
- İcra takibi mi yoksa doğrudan dava mı açacağınıza karar verin.
- Mutlaka “Avans Faizi” gibi nitelikli faiz türlerini talep edin.
- Para alacaklarında davanızı kendi şehrinizde açma avantajını kullanın.
Yasal Uyarı: Bu içerik, Türk Borçlar Kanunu, HMK ve İİK hükümleri çerçevesinde 2025 yılı uygulamalarına göre hazırlanmıştır. Hukuki tavsiye niteliğinde değildir. Hak kaybına uğramamak için uzman bir avukattan destek almanız önemle tavsiye edilir.
